Başlangıç » Nedir » Hz. Muhammed (SAV) taraf olma ve sosyo-kültürel çevre

Hz. Muhammed (SAV) taraf olma ve sosyo-kültürel çevre

Posted by: Sedat Aslan 15 Nisan 2011 Yorum Yaz

Hz. Muhammed (SAV) taraf olma ve sosyo-kültürel çevre İlahiyat
“Nasıl olabilir ki! Onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne ahit, ne de anstlaşma   gözetirlerdi. Onlar ağızlarıyla sizi razı ediyorlar, halbuki kalpleri buna karşı çıkıyor. Çünkü onların çoğu yoldan çıkmışlardır.” (Tevbe, 8)
“Bir mümin hakkında ne ahit tanırlar ne de antlaşma. Çünkü onlar saldırganların ta kendileridir.” (Tevbe, 10)
“İbrahim'de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: ' Biz sizden ve Allah'ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir.' Şu kadar var ki, İbrahim babasına: 'Andolsun senin için mağfiret dileyeceğim. Fakat Allah'tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez.' demişti. Müminler daima şöyle dediler: 'Rabbimiz! Ancak Sana dayandık, Sana yöneldik; dönüş de ancak Sanadır.' ” (Mümtehine, 4)
İçinde bulunulan -dar ve geniş anlamda- çevreyi doğru algılamak, yorumlamak, o çevrede yaşayanların sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik, sosyo-politik ve psiko-sosyal açıdan doğru tanımlarını yapmakla ancak mümkün olabilir. O takdirde aynı çevreyi paylaşan insanlar birbirleriyle diyalog kurabilir, geliştirebilir ve birbirlerine olan mesafelerini belirler ve bilinçli bir zeminde münasebetlerini medeni ilişkiler atmosferinde devam ettirebilirler.
“Diğer”in kendini emniyette hissettiği ortamlar, karşılıklı farklı olanların birbirlerine olan mesafelerini ve konumlarını açık, net ve riyasız bir şekilde belirlemelerine imkan sağlar. İki yüzlülükten uzak, medeni, kendine güvenen, şahsiyet sahibi fertler de böylesi mümbit toplumlarda yetişir. Bu toplumlarda yetişen insanların beyanları anlamlıdır. Kendini rahatça tanımlayamayan ve ifade edemeyen kişilerin ne kendi davranışları ne de başkalarının onlara tavrı gerçekçi bir düzlemde gelişemez. Zira dış dünyaya yansıyan bu davranışların ne kadarı onların hür iradelerinin ürünü ve kendi tercihleridir, ne kadarı içinde bulunduğu şartların dayatmalarıdır, bilinemez.
Ana hatlarıyla ifade etmek gerekirse Hz. Peygamber'in getirdiği mesajın omurgası, insanın hür iradesiyle fikrini, düşüncesini, inancını ilan etmek suretiyle, kendi öz benliğinin ortaya çıkarılması üzerine oturtulmuş değerler sistemidir. Onun söylediği ilk sözle son sözün muhtevası, ortaya koyması istenen ilk tavırla son tavır aynı kalmış özetle, özü-sözü bir, ilk ve son sözü hep aynı olmuştur. İlk davranış oku emri 4 , diriliş ve aksiyon terennüm ederken, son davranış 5, ölüm, dönüş ve muhasebeyi fısıldamaktadır. İlk sözel emir 6, kendi kimliğini açıkça beyan etmeyi ve başkalarının dayatmasına boyun eğmemeyi haykırırken, son emir 7de her şeyin Rabbi olan Allah'a güvenmeyi ve O'ndan başkasına iltifat etmemeyi baş tacı edip öğütlemektedir.
Yerini ve konumunu bu kadar kesin ve keskin belirleyen bir anlayış, inanç ve düşünce önderinden eğilip bükülme beklenemez. Ancak insan kimliği ve haysiyetine bu kadar vurgu yapan önder ve örnek şahıstan hoşgörü ve müsamaha beklenir.
Savaşı da barışı da bu zeminde meşru ve mubah hatta kutsal saymaktadır. Savaşı savaş gibi, barışı da barış gibidir. Herkese engin rahmetin kapılarını açan, barış ve mutluluk getiren Nebî, aynı zamanda bir savaş peygamberidir 8. Zira herkes nasihatten anlamaz. İyi söz, kötüleri adam etmeye yetmez.
Ne gereksiz yere savaş çığırtkanlığı, ne de dünyayı yıkıp yakarken barış nutukları atmak riyakârlığına düşülmemelidir. O Nebî açıkça; “Savaşı arzu edip düşmanla karşılaşmayı isteyip temenni etmeyiniz. Ama şartlar gerektirip de karşılaştığınız zaman, adam gibi savaşın. Arkanızı dönüp sakın kaçmayın.9” buyurarak savaş konusundaki tavrını belirlemiştir.
Hz. Peygamber, bütün insanlığı kucaklamaya çalışırken unutulmamalıdır ki, O bir taraftır. Kendi inanç ve düşüncesinin adamı ve adaletin tarafıdır. Hep adaletten, masum ve mağdurlardan yana taraf olmuştur. Zira Yüce Yaratan onları haktan, adaletten yana olmak için görevlendirdiğini, “Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri geldiği zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez.” (Yunus, 47) hitabıyla beyan etmiştir. Hz. Peygamber de; “Zayıf ve güçsüzlerin eğilip bükülmeden, itilip kakılmadan hakkını alamadığı bir toplum huzur bulmaz/ bulmasın! 10” demek suretiyle yerini ve tarafını açıkça ortaya koymuştur.
İnsani erdem ve faziletler manzumesi olan Kur'ân-ı Kerim'de taraf olma ve sosyo-kültürel çevre ile ilgili, örnek şahsiyet Hz. Peygamber'e şu bilgi ve emirler verilmektedir;
Sana inmesini pek de ummadığın bu kitap Rabbinin bir rahmetidir. Sakın kafirlerin yanında yer alıp onlara arka çıkma!
Barış imzaladığın bir toplumun ihanet ve antlaşmaya muhalefetinden çekinir korkarsan, Sen de onlara antlaşmayı iptal ettiğini bildir. Allah hainleri sevmez.
Eğer düşmanların barıştan yana tavır alırlarsa, Sen de barışçı ol!
Pek azı hariç, Yahudilerden daima bir ihanet görürsün. Ama yine de adaletten şaşma!
İnsanlar arsında adaletle hükmedesin diye Sana Kitab'ı indirdik. Hainlerden taraf olma! Ayrıca hıyanet edenleri savunma!
O kafir ve münafıkları gördüğünde, görünüşleri hoşuna gider. Onları bir adam sanırsın, konuşunca da sözlerini dinlersin. Onlar, ruhsuz kalaslar gibidir. Yürekleri korku dolu, her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Gerçekte onlar düşmandır. Kendini onlara karşı koru. Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu kadar insafsız ve ödlek olabiliyorlar.
Sana karşı her türlü entrika ve düşmanlığı reva gören kafir ve münafıklara karşı mücadele et ve onlara karşı aynı sertlikle mukabele et! Onların yeri cehennemdir.
Ey Peygamber! Savaş kaçınılmaz olduğunda müminleri savaşa teşvik et. Savaştan kaçmasın ve çekinmesinler. Bilesiniz ki, kararlı ve sabırlı yirmi kişi onlardan iki yüz kişiye, yüz kişi onlardan bin kişiye bedeldir ve galip gelir.
Allah yolunda savaş ki, kafirlerin gücü ve şevki kırılsın. Onlara sakın boyun eğme. Eziyetlerine aldırma.
Din ve inançlarını laubali ve la kaydi biçimde oyun ve oyuncak edinenleri bir tarafa at.
Bir başka gerçekte şudur ki, dinlerine uymadıkça Yahudi ve Hıristiyanları asla memnun edemezsin. Doğru yol Allah'ın Sana indirdiğidir. Bütün bunlardan sonra onların arzularına uyacak olursan hiçbir dost ve yardımcın kalmaz.
Sana bu Kitab'ı Allah'ın izni ve müsaadesiyle bir hidayet rehberi olarak getiren Cebrail'dir. Kim, Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olursa bilsin ki, Allah ta kafirlerin düşmanıdır.
Yahudi Hıristiyanlara de ki, “Allah bizim de sizin de Rabbiniz olduğuna göre niçin bizimle tartışıyorsunuz? Bizim yaptıklarımızın hesabı bize, sizin yaptıklarınızın hesabı da size aittir.”
Ey İman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından dökülen sözlerinden bellidir. Kalplerinde sakladıkları düşmanlıkları ise daha da büyüktür.
Siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Siz, bütün kitaplara inanırsınız. Onlar ise, size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar; kinlerinden kahrolup gebersinler!
Ey İman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah, sevdiği ve kendisini seven, müminlere karşı alçak gönüllü, şefkatli, kafirlere karşı onurlu bir toplum getirecektir. Onlar, Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınamaya da aldırmazlar. Sizin dostlarınız ancak, Allah'tır, Rasûlü'dür, müminlerdir. Kim Allah'ı, Rasûlü'nü ve müminleri dost edinirse bilsin ki, üstün gelecekler onlardır.
Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine Kitap verilenlerden dininizle alay edenleri ve kafirleri dost edinmeyin! Namaza çağırdığınız zaman onu da alay konusu yaparlar. Bu, onların düşüncesizliklerinden kaynaklanmaktadır.
Ehli Kitab'a de ki: Yalnızca Allah'a, Bize indirilene ve daha önce indirilene inandığımız için mi Bizden hoşlanmıyorsunuz?
Allah ve Rasûlü'nden, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz Müşriklere, bir ihtar ve ültimatom! Ey Müşrikler! Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. İyi bilin ki, Allah kafirleri rezil ve perişan edecektir. “Allah ve Rasûlü'nün Müşriklerle hiçbir ilgisi yoktur.”
Ey Muhammed! O kafirlere elem verici bir azabı müjdele! Ancak kendileriyle antlaşma yaptığınız Müşriklerden, antlaşma şartlarına uyanlar ve sizin aleyhinize herhangi bir kimseye destek vermeyenler, bu hükmün dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayınız. Allah haksızlıktan sakınanları sever. Haram aylar çıkınca, Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; Onları yakalayın, hapsedin ve her gözetleme yerinde oturup onları bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekatı da verirlerse, onları serbest bırakın.
Eğer Müşriklerden biri Senden aman dilerse, Allah'ın kelamını işitip dinleyinceye kadar ona aman ver; sonra Müslüman olmazsa onu güven içinde bulunacağı bir yere ulaştır. İşte bu müsamaha, onların, bilmeyen bir kavim olmalarından dolayıdır.
Mescid-i Haram'ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınızın dışında Müşriklerin, Allah ve Rasûlü yanında nasıl muteber bir ahdi olabilir? Onlar size karşı dürüst davrandıkları müddetçe, siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah ahdine sadık olanları sever. Nasıl olabilir ki! Onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne ahit, ne de antlaşma gözetirlerdi. Onların dışı başka içi başkadır.
Bir mümin hakkında ne ahit tanırlar, ne de antlaşma. Çünkü onlar saldırgandırlar. Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse, onlar da kardeşlerinizdir. Eğer antlaşmalarından sonra sözlerinden döner ve dininize saldırırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşın. Çünkü onlar yeminleri olmayan adamlardır. Onlara karşı savaşırsanız belki küfre son verirler.
Ey müminler! Verdikleri sözü bozan, Peygamber'i yurdundan çıkarmaya kalkışan ve ilk önce size karşı savaşa başlamış olan bir kavme karşı savaşmayacak mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer gerçekten mümin iseniz, bilin ki Allah, kendisinden korkmanıza daha layıktır.
Kaynak: Prof. Dr. Ali Akyüz’ün sonpeygamber.info web sitesinde yayımlanan “Beşer ve Peygamber Olarak Kur'ân'da Hz. Muhammed (SAV)” makalesinden derlenmiştir (Erişim tarihi: 14/04/2010).



2011-04-15

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir